“Sanığın tek olan fiili nitelik yönünden ikiye bölünerek korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün yanında hükmün karıştırılmasına neden olacak biçimde silahla tehdit suçundan verilen beraat hükmünün, aynı fiil nedeniyle önceden verilmiş ve kesinleşmiş bir hüküm olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca davanın reddi kararı mahkûmiyeti önleyici sonuç doğursa da CMK’nın 223. maddesinin birinci fırkasında sayılan hükümlerden sanık açısından en lehe olan hükmün hiç şüphesiz beraat kararı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmü kaldırılıp yerine “… aynı fiille ilgili daha önce açılmış bir dava ve verilmiş bir karar bulunması nedeniyle sanık hakkında TCK’nın 170/1-c maddesine muhalefet suçundan açılan mükerrer davanın CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine,” ibaresi yazılmak suretiyle verilen düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile temyiz eden sanık müdafiinin temyizinde sanığın hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
2. Aleyhe temyiz bulunmayan dosyada Bölge Adliye Mahkemesi kararını “Sanığın müşteki ile aralarında çıkan tartışma sonucunda karşı tarafı korkutmak amacıyla ruhsatsız silahla ateş etmesi şeklindeki eylemlerinin bir bütün olarak daha ağır cezayı gerektiren 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen silahlı tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden eylemlerin bölünerek yazılı şekilde silahlı tehdit ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından ayrı ayrı hükümler kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 225 inci maddesinin birinci fıkrasına muhalefet edilmesi ve aynı eylem bölünerek verilen beraat kararının sanık lehine kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilmeden hüküm kurulmasında hukuka uygunluk görülmemiştir.” gerekçesi ile bozan Özel Daire kararının CMK’nın 307/5. maddesi göz önünde bulundurulduğunda isabetli olup olmadığı, buna bağlı olarak da bu hususun eleştiri konusu mu yoksa bozma nedeni mi yapılması gerektiği;
Aleyhe istinaf talebi bulunmayan dosyada aralarında çıkan tartışma sırasında mağduru korkutmak amacıyla 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz silah ile havaya 4 el ateş eden sanığın tek olan fiilinin TCK’nın 106/2-a maddesinde düzenlenen silahla tehdit suçunun yanı sıra aynı Kanun’un 170/1-c maddesinde tanımlanan korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçunu da oluşturduğu, TCK’nın 44. maddesindeki farklı neviden fikri içtima hükmü gereğince de en ağır cezayı öngören silahla tehdit suçundan sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmü kaldırılıp sanık hakkında silahla tehdit suçundan mahkûmiyet hükmü kurulup kazanılmış hakkın da ilk derece mahkemesince korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan verilen mahkûmiyet hükmündeki cezanın türü ve miktarına göre belirlenmesi gerektiği gözetilmemiş ise de temyiz yolu aşamasında kazanılmış hakkın sanığın ceza almasını önleyici sonuç doğuran ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen ret kararına göre belirlenmesi gerektiği, cezaya hükmolunmaması nedeniyle de temyiz incelemesi sonucunda kazanılmış hakkın korunarak hükmün bozulmasının mümkün olmadığı, bu hususun ancak eleştiri konusu yapılabileceği değerlendirilmekle, Özel Daire bozma kararının isabetli olmadığı kabul edilmelidir.”
