Mal Rejiminin Tasfiyesi Davaları

–

Türk Medeni Kanunu’na göre eşler arasında geçerli olan yasal mal rejimi, edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m. 202/1). Eşler “mal rejimi sözleşmesi” ile kanunda sayılan diğer rejimlerden birini seçebilir (TMK m. 202/2). TMK’nin yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içinde sözleşmeyle başka bir rejim seçilmezse, 01.01.2002 tarihinden itibaren yasal mal rejimi seçilmiş sayılır (4722 sayılı K. m. 10/1); eski evliler bu bir yıllık süre içinde düzenleyecekleri sözleşmeyle yasal rejimin evlilik tarihinden itibaren geçerli olmasını da kararlaştırabilir. Mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır; evlenme başvurusu sırasında yazılı bildirim de mümkündür (TMK m. 205).

Mal rejimi; ölümle, başka bir rejimin kabulüyle, mahkemece evliliğin iptaline veya boşanmaya karar verilmesiyle ya da mahkemece mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesiyle sona erer. Ölüm dışındaki tüm hallerde sona erme tarihi dava tarihidir (TMK m. 225). Bu tarihin doğru tespiti, tasfiyeye konu edilecek malvarlığının ve uygulanacak zamanaşımı süresinin belirlenmesi bakımından belirleyicidir.

Edinilmiş Mal — Kişisel Mal Ayrımı ve İspat Yükü

TMK m. 219 uyarınca edinilmiş mallar, rejimin devamı süresince karşılığı verilerek elde edilen malvarlığı değerleridir. TMK m. 220’de kişisel mallar sayılmıştır: eşin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar, rejimin başlangıcında eşe ait olanlar, miras veya karşılıksız kazanma yoluyla elde edilenler, manevi tazminat alacakları ve kişisel malların yerine geçen değerler.

TMK m. 222/1 uyarınca belirli bir malın kendisine ait olduğunu iddia eden ispatla yükümlüdür; TMK m. 222/3 uyarınca ise bir eşin bütün malları, aksi ispatlanıncaya kadar edinilmiş mal karinesine tabidir. Uygulamada bu karinenin çürütülmesi için yürütülecek araştırmanın kapsamı önem taşır.

Katkı Payı, Değer Artış Payı ve Katılma Alacağı Ayrımı

01.01.2002 tarihi, dava türünün ve uygulanacak hükümlerin belirlenmesi bakımından esas alınacak dönüm noktasıdır.

  • 01.01.2002 öncesi edinilen malvarlığına ilişkin talepler “katkı payı alacağı” davası olarak nitelendirilir ve Borçlar Kanunu genel hükümlerine göre çözümlenir; malın dava tarihindeki sürüm değeri esas alınır.
  • 01.01.2002 sonrası edinilen malvarlığı bakımından, TMK m. 227 kapsamında “değer artış payı alacağı” (bir eşin diğerinin malına kişisel mal veya değerle katkısı) ile yasadan doğan “katılma alacağı” (edinilmiş maldaki artık değerin yarısı) ayrı ayrı değerlendirilir; edinilmiş mala yapılan katkı bakımından değer artış payı, katılma alacağı içinde kaldığından ayrıca talebin pratik yararı yoktur.
  • Çalışmayan, geliri bulunmayan eşin (örn. ev hanımı) katkı payı veya değer artış payı bakımından sabit bir katkı oranı kabul edilmez; katkının somut ve maddi delillerle ispatı aranır, soyut tanık beyanı tek başına yeterli görülmez.

Katkı payı alacağı hesabında, toplu bir miktarla yapılan katkı ile düzenli gelirle yapılan katkı ayrı yöntemlerle oranlanır; her iki katkı türü bir arada ileri sürülmüşse önce toplu katkı oranı düşülür, kalan oran genel usule göre hesaplanır. Değer artış payı ve katılma alacağı davalarında dikkate alınacak değer, karar tarihine en yakın sürüm değeridir; mal boşanmadan önce elden çıkarılmışsa devir tarihindeki değer esas alınır. Faiz, her iki dava türünde de karar tarihinden itibaren yürütülür.

Davanın Görülebilirlik Şartı, Taraf Teşkili ve Görev

Değer artış payı ve katılma alacağı davalarının açılabilmesi için mal rejiminin sona ermiş olması dava şartıdır; rejim sona ermeden bu davalar görülemez. Hiç boşanma davası açılmamışsa veya açılan boşanma davası kesinleşmiş bir ret kararıyla sonuçlanmışsa, tasfiye davası dava koşulu yokluğundan reddedilir. Boşanma davası açılmış ancak henüz kesinleşmemişse, tasfiye davası bu aşamada reddedilmemeli, boşanma davasının kesinleşmesi beklenmelidir.

Taraf teşkiline ilişkin hatalar da bozma nedenidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E. 2024/7018, K. 2025/10340, T. 27.11.2025 sayılı kararında, davacının kayınpederi adına kayıtlı bir bağımsız bölüm için tasfiye alacağı talep ettiği, ancak aynı taşınmaz için ayrıca sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası açtığı olayda, kayınpeder yönünden ileri sürülen talebin mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde olmadığı, bu nedenle tefrik kararı verilerek görev hususunun ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Karar, tasfiye davasında hangi tarafa ve hangi malvarlığına yönelik talebin gerçekten mal rejimi hukukuna dayandığının doğru nitelendirilmesi gerektiğini; aksi halde pasif husumet yokluğu ve görevsizlik sorunlarının ortaya çıkacağını göstermektedir.

Bu çerçevede mahkemece öncelikle davanın niteliği belirlenmeli, gerekirse davacıdan açıklama istenerek uyuşmazlık somutlaştırılmalıdır. Mal rejiminin yalnızca boşanmayla değil, TMK m. 225’te sayılan diğer sebeplerle de sona erebileceği; sona erme sebebine göre toplanacak delillerin ve uygulanacak zamanaşımı süresinin değişebileceği gözetilmelidir.

Zamanaşımı

  • 01.01.2002 öncesi edinilen mallara ilişkin katkı payı alacağı davalarında zamanaşımı süresi, Borçlar Kanunu genel hükümleri gereği her hâlükârda 10 yıldır.
  • 01.01.2002 sonrası edinilen mallara ilişkin değer artış payı ve katılma alacağı davalarında, mal rejimi boşanma veya evliliğin iptaliyle sona ermişse TMK m. 178 gereği zamanaşımı 1 yıldır (boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren).
  • Mal rejimi boşanma/iptal dışındaki bir sebeple (ölüm, mal ayrılığına geçiş vb.) sona ermişse, bu davalarda da zamanaşımı 10 yıl olarak uygulanır.

TMK m. 241 uyarınca, karşılıksız kazandırma veya devirlerden yararlanan üçüncü kişilere karşı açılacak davada dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının hakkının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve herhâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle düşer.

Harç ve Vekâlet Ücreti

Görülebilirlik şartının (mal rejiminin sona ermiş olması) gerçekleşmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesi hâlinde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 7/2 gereği maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi zorunludur. Davanın esastan reddi hâlinde ise dava değeri üzerinden nispi vekâlet ücreti söz konusu olur.

Anahtar Kelimeler

Mal rejiminin tasfiyesi, edinilmiş mallara katılma rejimi, TMK m. 202-241, katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı, katılma alacağı, edinilmiş mal, kişisel mal, ispat yükü.

İlgili çalışma alanı: Aile Hukuku